En büyük nesir ustası kabul edilen Halit Ziya Uşaklıgil anıldı

En büyük nesir ustası kabul edilen Halit Ziya Uşaklıgil anıldı

Servet-i Fünun ve Cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazarlarından, Halit Ziya Uşaklıgil, BİK ve ESKADER tarafından düzenlenen anma programı ile yâd edildi.

Eklenme: 11 Haziran 2016 - 10:20 / Son Güncelleme: 11 Haziran 2016 - 10:20

Mehtap UĞUR
Haber Merkezi (bik.gov.tr) – 21 Mart 2016 –
Basın İlan Kurumu (BİK) ile Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’nin (ESKADER) ortaklaşa düzenlediği “Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” programında Servet-i Fünun Edebiyatının en büyük nesir ustası olarak kabul edilen Cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil, rahmet ve saygıyla anıldı. Çemberlitaş’taki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde gerçekleştirilen 2016 yılının 2. programına edebiyat ve sanat dünyasından çok sayıda kişi ile lise öğrencileri katıldı.

Panelin açılış konuşmasını ve yöneticiliğini yapan şair ve yazar Cengizhan Orakçı, Halit Ziya’nın yaşamı, karakteri ve edebi kişiliğinden bahsetti.

Orakçı’nın takdiminden sonra sözü alan konuşmacılardan Doç. Dr. Ali Kurt, Halit Ziya Uşaklıgil’in, hikâyelerinin düzenleniş ve sunuluş tarzı açısından Türk hikâyeciliğine Batılı anlamda ivme kazandıran önemli simaların başında geldiğini belirtti.

Tanzimat’tan sonraki Türk hikâye ve romanının gelişimini anlatan Doç. Dr. Ali Kurt, “Tanzimat’tan sonraki Türk hikâye ve romanının temelinde Batı’daki örneklerinin olduğu bir gerçektir. Buna karşılık Batı tesiri söz konusu olmaksızın türün gelişmesinde katkısı olduğu düşünülen Aziz Efendi’nin Muhayyelat’ını da hatırlamak yerinde olacaktır. Türün ilk yerli örneklerini Kıssadan Hisse ve Letâif-i Rivâyat adını verdiği seri içinde kaleme aldığı hikâyeler ile Ahmet Mithat Efendi verir. Letâif-i Rivâyat serisinde Ahmet Mithat Efendi, özellikle üslubuyla yer yer eski meddah geleneğini devam ettirerek gelenekten kurtulamadığını gösterir. Letâif-i Rivâyât’ı onunla aynı yıllarda yazılan Emin Nihad Bey’in Müsâmeretnâme’si takip eder. Bir yanıyla Binbir Gece hikâyelerine bağlanan Müsâmeretnâme, eski ile yeninin geçiş noktasında durmaktadır. Bu ilk örnekler ayrıntılardan oldukça yoksun oldukları gibi kimi zaman belirli bir gerçeklik duygusunu vermekte de zorlanırlar. Her iki örnekte görülen belli başlı özellikler türün uzun bir süre emekleyeceğinin, tam bir hikâye algısının gelişmediğinin ipuçlarını verir. Sami Paşazâde Sezai’nin Küçük Şeyler isimli kitabında yer alan hikâyeler, modern hikâyeye geçiş noktasında küçük hikâye türünün ilk örnekleri olarak ortaya çıkar. Sami Paşazâde Sezaî’nin özellikle Küçük Şeyler’le yapmış olduğu bu çıkış, onu takip eden hikâyeciler üzerinde yönlendirici olduğu gibi türün romanla arasındaki temel farklılıkların belirginleşmesinde de etkili olmuştur. Küçük Şeyler adlı eser Halit Ziya’ya, sonradan gelen hikâyecilere de kılavuzluk etmiştir.” şeklinde konuştu.

[easingslider id=”6951″]

 

“Halit Ziya, mekânı kahraman ile birlikte değerlendirir” 

Halit Ziya Uşaklıgil’in eserlerinde belirleyici olan mekan ve kahraman kavramları üzerinde duran Doç Dr. Kurt, konuyla alakalı şunları kaydetti:

“Halit Ziya’nin hikâyelerinde olaylar genellikle İstanbul ve İzmir’de geçer. Bütün ömrünü bu iki kentte yaşamış olan yazarın, gözleme dayalı ve otobiyografik bir anlayışla kaleme aldığı hikâyelerinde konu edindiği olayları ve durumları da buraların fonluğunda geçirtmesi doğal bir sonuçtur. Ayrıca o, doğaya da dekoratif bir öge olarak fazla önem vermemiştir. Buna bağlı olarak, kırsal kesimi ve köyü ancak altı hikâyesinde mekân seçmiştir. Olaylar genellikle kentin park, bahçe, balo salonu, tiyatro, pastane gibi sosyal nitelikli dış ve iç mekânlarında geçer. Onun eserlerinde mekânın en önemli işlevi, kişiler üzerinde psikolojik etki yaratmak biçiminde gerçekleşir. Dolayısıyla, kişiler ve mekânlar arasında sıkı bir bağın varlığı söz konusudur. Bir başka deyişle, Halit Ziya, mekânı kahraman ile birlikte değerlendirir. Mekâna ruh kazandıranın insan; insanın ruh durumunu belirleyenin de mekân olduğunu vurgular. Tasvirler daha çok kişiler üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Yazar, doğa, sosyal çevre ve mekân tasvirlerine fazla yer vermemiştir. Kişi görünümlerinin ise genellikle hareket öğesiyle birlikte sunuluşu, böylece olay akışının kesilmeyişi tasvirlerde görülen egemen özelliktir. Yazarın tasvir ettiği nesneye bakışı ise çoğunlukla özneldir. Kimi hikâyelerde de tasvirler, psikolojik tahlillere bir ön hazırlık aşaması oluşturma özelliği taşır.”

“Hikayelerindeki kahramanlar çevrelerinden kopuk, yalnız, sorunlu kişiler”

Halit Ziya’nın hikâyelerindeki kahramanların hemen hemen hepsinin ruhsal çatışmalar yaşayan, çevrelerinden kopuk, yalnız, sorunlu kişiler olduğunu kaydeden Kurt, şöyle konuştu:

“Halit Ziya, onların dış yapılarından çok ruhsal durumları üzerinde durmuş, dolayısıyla psikolojik tahlillere oldukça geniş yer vermiştir. Yazar, kişilerin iç dünyalarını vermede, özellikle birinci teklik anlatımını tercih ederek kahraman ile okuyucuyu baş başa bırakır, dolayısıyla kendi bakış açısını aradan çıkarır. Böylece kişilerin içyapılarını kendilerinin dile getirmesi yoluyla tahlillerine nesnel bir kimlik kazandırır. Bu yolda kullandığı bir başka teknik de tahlilleri bir benzetmeye, imgeye dayandırmaksızın yalın ifadelerle yapmaktır. Bu da daha çok üçüncü teklik anlatımının kullanıldığı hikâyelerde görülüyor. Halit Ziya, birçok hikâyesinde psikolojik tahlilleri olay akışıyla birlikte, hareket ögesiyle iç içe gerçekleştirmiştir. Bu tarz tahlillerde iç konuşma ve diyalog gibi anlatma yöntemlerine başvuruluyor. İç konuşmada, kahramanların birbirleriyle konuşmaları sırasında içlerinden birinin o andaki düşünceleri olay akışı sürerken veriliyor. Hareket öğesi de bu sayede, yavaşlamakla birlikte bütünüyle kesilmiyor.“

Kurt, konuşmasının sonunda şu ifadelere yer verdi:

“Yazar, geçmişte yazdığı birçok hikâyesine sadeleştirmeyi işlemini uygulamış, onları başlıklarından itibaren yalınlaştırarak yeniden yayımlamıştır. Bununla birlikte, daha önce de belirttiğim gibi, bu ve diğer yeniden düzenleme işlemleri sırasında cümle yapılarını korumuş, dolayısıyla uzun, girişik cümle kurma anlayışından vazgeçmemiş olduğu görülmektedir. Yazarın, bir sanatçı olarak en belirgin yanı, edebiyatı sosyo-politik bir düzleme yerleştirmeksizin, sadece estetik kaygılar güden bir tutumla değerlendirmesidir. Bu özelliği, onun romancılığının olduğu kadar hikâyeciliğinin de temelini oluşturur.

Türk hikâyeciliğinin modern bir içeriğe ve batılı bir forma ulaşmasının öncüsü Sami Paşazade Sezai’dir. Halit Ziya’nın modern kısa hikâyeciliğin başlatılması ve yerleştirilmesi yolunda Sezai’nin adeta yarıda bıraktığı görevin tamamlayıcısı, yetkinliğe ulaştırıcısıdır. Halit Ziya’nın yazarlık hayatını ana çizgileriyle romancılık ve hikâyecilik biçiminde ikiye ayırmak mümkündür. Ancak meşgul olma zaman bakımından hikâyeciliği daha ön plândadır.

1908 sonrasında ülkenin yaşamaya başladığı toplumsal, kültürel ve özellikle siyasî değişmeler ve gelişmeler, yazarın bu yıldan sonra yazdığı hikâyeler üzerinde belirleyici bir rol oynamamış, dolayısıyla o, uygulayageldiği sanat anlayışından pek kopamamıştır. Bu dönemde kültürel ve siyasî hayatta etkili olmaya başlayan İslamcılık ve Türkçülük gibi düşünce hareketleri, edebiyatçıları etkileyip onlara bu yoldaki görüşlere uygun eserler yazdırmaya yöneltirken, Halit Ziya bu hareketlere de uzak kalmış ve eserlerinde hiç yer vermemiştir. Oysa köklü değişikliklerden, sarsıntılardan, sıkıntılardan sonra yeni bir devlete ve anlayışa kavuşan ülkenin hemen her yazarında ve genel olarak sanat/ edebiyat görüşünde, bütün bunlara koşut dönüşümler yerleşmeye başlıyordu. Sanat yeniden sosyal bir işlev üstleniyor, memleketçi bir tutum edebiyatta egemenlik kazanıyordu. Genç kuşak da önceki dönemlerin dünyaya, sanata ve edebiyata bakış açısından hızla uzaklaşıyor; eserlerini yeni bir düzenin epistemolojik ve estetik temelleri üzerinde oluşturuyordu. Böylesi bir ortamda ise hikâyeci Halit Ziya’nın, kendisinden sonraki kuşaklar üzerinde bir etki aylası yaratması güçleşiyordu.

Sonrakiler üzerinde edebî anlayış açısından pek etkili olamamışsa da yazdığı, ayrıca on dört kitaptan topladığı yüz elliyi aşkın kısa hikâye ile Halit Ziya Uşaklıgil, modern Türk hikâyeciliğine özellikle anlatım tekniği ve insanî özü ön plâna çıkarışı ile yeni bir boyut getirmiştir. O, Türk edebiyat tarihinde ilk modern romancı olarak anıldığı gibi öncü bir hikâye yazarı olarak da güçlü bir yere sahiptir.”

Ali Kurt’un konuşmasının ardından, diğer konuşmacı Doç.Dr.Bahtiyar Aslan sözlerine ”Halit Ziya’nın üslupçu olması çok önemlidir. “Üslup her şeyin üstündedir.” şeklinde başladı.

Konuşmalarını Ahmet Mithat Efendi ve Halit Ziya’nın edebi anlayışını kıyaslayarak devam ettiren Aslan, “ Halit Ziya’nın eserlerinde fiziki değil, psikolojik portreleri de görmemiz gerekir.” dedi.
Halit Ziya’nın önemli eserlerinin üzerinde duran Aslan, yazarın Aşk-ı Memnu ile Mai ve Siyah romanları üzerinde de detaylı tahlillerde bulundu.

Konuşmacıların ardından katılımcıların sorularıyla devam eden etkinlik, Halit Ziya Uşaklıgil’in fotoğraflarından ve eserlerinden meydana gelen sergi gezilerek sona erdi.

Halit Ziya Uşaklıgil kimdir?

1868’de İstanbul’un Eyüp semtinde doğdu. Türk edebiyatının ilk büyük romancısı ve Servet-i Fünun Edebiyatının ustası olan Halit ziya tanınmış ve zengin bir aileden gelmektedir.

Mahalle mektebinde ve Fatih Askeri Rüştiye’sinde okuduktan sonra, ailesiyle birlikte, büyük babasının halı ticareti yaptığı İzmir’e gitti. Dil ( Fransızca) öğrenmek amacıyla “ Mechitariste” adlı rahip okuluna yazıldı.
Tercüme ve yazıcılık isteği okulda iken başlamıştı. 19 yaşlarında “ mechitariste” den çıkınca bir dostu ile birlikte ‘Nevruz’ gazetesini kurdu. Öte yandan Fransızca öğretmenliği ve yabancı bankalarda memurluklar yaptı.
1893’te İstanbul Reji Müdürlüğünden başkâtiplik teklifi alarak İstanbul’a döndü. Recaizade Mahmut Ekrem’in gösterdiği yakınlık ve teşvikler nedeniyle Servet-i Fünun Edebiyatına katıldı. Mavi ve Siyah, Aşk-ı Memnu gibi ünlü romanlarını bu dergide yayımladı. Derginin kapatılmasından 1908’e kadar yazı hayatına ara verdi.

Yazılarında genelde Mehmet Halit ve Halit imzalarını kullanmıştır. “ Sefile” , “Nemide” , “ Bir Ölünün Defteri”, “ Ferdi ve Şürekası” gibi romanları “ Hizmet” gazetesinde tefrika edilmiş İzmir devresine ait eserlerdir. Bu dönemde dış etkilere oldukça açıktır. “ Sefile” romanı, Ahmet Mithat Efendi’nin “Henüz On yedi yaşında”  romanından etkiler taşır. Her iki romanda da aşkı yüzünden kötü yola düşmüş genç kızların öyküsü vardır. Halit Ziya’nın roman türünde en önemli eserleri şüphesiz “ Mavi ve Siyah” ile “Aşk- Memnu” dur. “Mavi ve Siyah” Servet-i Fünun neslinin serüvenidir denilebilir. Halit Ziya, gerçeğe yakın bir karakter olarak çizdiği Ahmet Cemil ile bu neslin sanat ve aşk hayallerini, hayal kırıklıklarını, hayatın gerçekliği karşısında yenilgilerini dile getirir.

“ Aşk- ı Memnu” ise bir dönem boğaz içi yüzünü batıya dönmüş alafranga bir hayat yaşayan aileleri konu alır.

Eserleri

Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şükrekası, Mai ve Siyah, Aşk- ı Memnu, Kırık Hayatlar, Nesl- i Ahir

Hikâye: Bir İzdivacın Tarih- İ Muaşakası, Nakil, Küçük Fıkralar, Bu Muydu, Heyhat, Solgun Demet, Sepette Bulunmuş, Bir Hikaye- İ Sevda, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, Bir Yazın Tarihi, Bir Şir’i Hayal, İzmir Hikayeleri

Tiyatro: Kabus, Füruzan, Fare, Demirhane Müdürü

Mensur Şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler

Hatıra: Kırk Yıl, Saray Ve Ötesi, Bir Acı Hikâye

 

Bu gönderiyi paylaş