Şair ve yazar Yusuf Ziya Ortaç yâd edildi

Şair ve yazar Yusuf Ziya Ortaç yâd edildi

Basın İlan Kurumu (BİK) ile Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’in ortaklaşa düzenlediği “Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” programda, Türk şair, yazar, edebiyat öğretmeni, yayımcı, siyasetçi ve Türk şiirinde Beş Hececiler olarak adlandırılan gruptan Türk edebiyatının önemli mizah yazarlarından Yusuf Ziya Ortaç rahmet ve saygıyla anıldı.

Eklenme: 16 Ağustos 2016 - 14:15 / Son Güncelleme: 16 Ağustos 2016 - 14:15

Haber Merkezi (bik.gov.tr) – 16 Ağustos 2016’da Çemberlitaş’taki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde gerçekleşen anma programında, ESKADER Başkanı Şerif Aydemir eşliğinde birçok katılımcı yer aldı.

Panelin açılış konuşmasını ve yöneticiliğini yapan şair ve yazar Cengizhan Orakçı, katılımcılara Yusuf Ziya’nın edebi hayatından kısa kesitler aktardı. Sadece öğretimiyle değil, edebiyatla bizzat uğraştığını dile getiren Orakçı, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Adını mutlaka duyduk. 73 yaşına kadar yaşamış. 1967’de hayata gözlerini yummuştur. Hayatı boyunca siyasi olaylar görmüştür. İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesini bitirmiştir. ‘Akından Akına’ adlı manzum kitap yayınlamıştır ve bu kitabın içinde milli duyguları dile getiren şairin 22 adet kitabı mevcuttur.” diyerek konuşmasını sonlandıran Orakçı, sözü daha sonra konuşmacılardan şair ve yazar Özcan Ünlü’ye bıraktı.

“Yusuf Ziya Ortaç bana göre kafası karışık bir adamdı” diye sözlerine başlayan Ünlü, daha sonra yazarın edebi kişiliği, şiirciliği ve dergiciliği hakkında katılımcılara geniş bilgiler verdi. Şairin, mütareke yıllarında Türk matbaası içinde bulunduğunu ve çok genç yaşta yazmaya ve yayınlamaya başladığını dile getiren yazar, sözlerinde şu ifadelere yer verdi, “Mizah yazarlığı Ortaç’ın en önemli özelliğiydi. Tiyatrocuydu. Yayımcılık yapardı. Öğretmenlik yaptı. Ve ilginçtir ki bütün bunların hepsini aynı anda yapıyordu. Şiirlerinde ise Faruk Nafiz Çamlıbel’in çizgisinde gitmiştir. Bir süre sonra da ‘Akbaba’ dergisini çıkardı. Bana göre şiirde mizahta olduğu kadar etkili değildir. Hece ve kafiye konusunda dönemin en iyi şairlerindendir. Milli mücadele ruhu, insan, ölüm vs. konularını kaleme alır. Şiirleri teknik olarak güçlü ama bir mizah ya da tiyatro kadar değildir. “ diyen Ünlü, sözlerini şu şekilde sürdürdü,

“Şairin “Binnaz” adlı eseri Lâle Devri’ni anlatan tiyatro eseridir. Üslubunu Mehmet Akif’le kıyaslayabiliriz. Yerli bir eserdir. İlk tiyatro eseridir. Hece onun için çok önemlidir. Ziya Gökalp hayatının çok önemli yerindedir. Yusuf Ziya’da tabiri yerindeyse bir muziplik söz konusudur. Çapkınlıklarını anlatırken bile kendisiyle dalga geçer. Daha sonraları “Meşale” dergisini yayınlamıştır. 4 aylık yayınlanan bu dergi mektep vazifesi görmüştür. Yazar ve şair Ortaç, Türkçülük fikrini de öne çıkarmıştır. Daha sonra “Çınaraltı” dergisini yayınlamaya başlamıştır.” diyerek sözlerini tamamlayan Ünlü’den sonra bir diğer konuşmacı Doç.Dr.Bahtiyar Aslan da, Yusuf Ziya Ortaç hakkında birçok çalışma yapıldığını dile getirerek sözlerini şu şekilde devam etti,

“Yusuf Ziya nasıl bir şairdir? Şairin hakkında doktora tezleri de yapılmıştır ancak buna rağmen onun hayatı hakkında net bilgilere rastlamıyoruz. Askere gitmiş mi onu bile bilmiyoruz. Ortada belge yok. Şair ve yazar Ortaç,  Abdülhak Hamit ile ilgili bir tenkit yazmıştır. Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif, Peyami Safa vs.yazarlar arasındaki ilişki ve bu insanların ince zekâsına temas etmeyi seven bir yazardır.” dedi.

Panelin açılış konuşmasını ve yöneticisi Cengizhan Orakçı’nın “Anahtar” isimli şiiri okumasının ardından, davetlilerle yapılan soru cevap alışverişi ve Yusuf Ziya’nın edebi eserlerinden oluşan serginin gezilmesinin ardından etkinlik sona erdi.

Yusuf Ziya Ortaç kimdir ?

Yaşamı
1895’te İstanbul’da, Beylerbeyi semtinde dünyaya geldi. Babası, Konya’nın ileri gelenlerinden Hoca Hasan Efendi’nin oğlu mühendis Süleyman Sâmi Bey, annesi, İzmir eşrafından İzzet Bey’in kızı Huriye Hanım’dır.[1]

İstanbul Vefa İdadisi’nde okudu. Şiire lise yıllarında aruz vezni ile başladı. İlk şiiri 1914’te Kehkeşan dergisinde yayımlandı. Dr. Abdullah Cevdet Bey’le tanışınca, İçtihat dergisine şiirler göndermeye başladı. İçtihat’ta yayımlanan şiirleri sayesinde şair olarak kendisini kabul ettirmeyi başardı. Ailesinin Bebek semtine taşınmasından sonra Rıza Tevfik Bey’le komşu olan Yusuf Ziya, onun aracılığı ile Ziya Gökalp ile tanıştı.[2] Ziya Gökalp’in tavsiyesi üzerine hece vezni ile şiir yazmaya başladı. Hece vezni ile yazdığı ilk şiir olan “Gecenin Hamamı”, Türk Yurdu dergisinde yayımlandı.

Mütareke yılları
1915’te liseden mezun olduktan sonra Darülfünun-ı Osmani’ni açtığı yeterlilik sınavını kazanarak edebiyat öğretmeni oldu. Çeşitli okullarda dersler verdi. Bir yandan da edebi faaliyetlerini sürdüren Yusuf Ziya, 1916’da “Akından Akına” adlı manzume kitabını yayımladı. Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın talebi üzerine yazılıp bastırılan bu kitap, ordu için yazdığı yirmi iki şiiri içermekteydi.[1]

1918’de, Sedat Simavi’nin çıkardığı Diken dergisinde “Çimdik” takma adı ile mizahi yazılar yazarak hiciv ve mizah alanına, “Şair” isimli bir şiir dergisi çıkararak yayıncılık hayatına girdi. İlk sayısı 12 Aralık 1918 tarihinde çıkan Şair mecmuasının yayın hayatı 20 Mart 1919 tarihinde parasızlık sebebi ile sona ermiştir[3].

1919’da mizahi manzumeler içeren Şen Kitap; kahramanlık, vatan sevgisi üzerine sekiz şiir içeren Şairin Duası ile Aşıklar Yolu adlı şiir kitaplarını, 1920’de Cenk Ufukları adlı şiir kitabını yayımladı.

Şiirin yanı sıra tiyatro eserleri de verdi. Binnaz adlı üç perdeli trajedi 7 Nisan 1917’de Darülbedayi sahnelerinde oynandı. Bu eser Türk tiyatro tarihinde heceyle yazılmış başarılı ilk manzum piyes olarak kabul edilir.[4] Bu oyunu tek perdelik bir manzum komedi olan Nâme (1918), üç perdelik manzum piyes olan Kördüğüm (1918) izledi.
Akbaba Dergisi’nin bir sayısı
7 Aralık 1922’de itibaren Orhan Seyfi Orhon’la birlikte Akbaba mizah dergisini çıkarmaya başladı. Adı Akbaba dergisi ile özdeşleşen Yusuf Ziya, Akbaba’nın hem patronu, hem şâiri, hem başyazarı, hem yazı müdürü hem de en önemli espri kaynağı oldu.[3]. Dergide Çimdik ve İzci takma adlarıyla dergide mizahi yazılar ve şiirler yayımladı. Akbaba 1928 yılında Latin harflerine geçilmesinden sonra tirajının düşmesi üzerine ve 1930’lu, 1940’lı yıllarda siyasi çalkantılar nedeniyle yayımına ara vermek zorunda kaldıysa da Ortaç, ölümüne kadar dergiyi çıkarmaya devam etti.

Meş’ale ve diğer dergiler
1928 yılının Nisan ayında Yedi Meşale adlı bir kitap çıkararak sanat hayatına giren gençleri bir arada tutmak ve yüreklendirmek üzere Meş’ale adlı sanat ve edebiyat dergisini çıkardı. Dergi, 1 Temmuz- 15 Ekim 1928 arasında yayımlandı. Dergi, yeni harflerin kabulünden sonra kapandı ve topluluk dağıldı.

Akbaba’yı çıkarmaya devam ederken Orhon Seyfi ile birlikte daha kısa ömürlü başka dergiler de çıkardı. İki bacanak, 1935-1937 arasında Ayda Bir adlı dergiyi, 20 Mart 1935’te siyaset ve iktisat dergisi olan Heray’ı, 1941-1948 arasında Türkçü fikir ve sanat dergisi Çınaraltı’yı çıkarmıştır.

1930’lardan sonraki yaşamı
1936 yılından itibaren bir süre İstanbul Sular İdaresi İdare Meclisi üyeliği yapan[1] Ortaç, 1938’de Bir Selvi Gölgesi, 1946’da Kuş Cıvıltıları adlı kitaplarını yayımladı. Zaman zaman öykü ve roman türünde eserler de ortaya koydu. “Kürkçü Dükkanı” (1931), “Şeker Osman” (1932), “Göç” (1943) ve “Üç Katlı Ev” (1953) gibi beğenilen eserler yayımladı. 1944- 1945’te bir Fransız lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı.

Öğretmenlikten, Çınaraltı dergisinden ve Sular İdaresi’nden ayrılıp siyaset atılan Ortaç, 1946-1954 arasında VIII. ve IX. Dönem Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. Milletvekilliğinin sona ermesinden sonra yeniden Akbaba’nın başına döndü.

1950 sonrasında, şiirden ziyade, ağırlıklı olarak, mizah, gezi, anı ve biyografi türlerinde yazdı. 1962’de Bir Rüzgâr Esti adlı şiir kitabını yayımladı. 11 Mart 1967’de İstanbul’da hayatını yitirdi. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

 

Bu gönderiyi paylaş