Yıldıray Oğur: Darbeciler bunu hesap edemedi

Yıldıray Oğur: Darbeciler bunu hesap edemedi

BİK ile TYB’nin ortaklaşa düzenlediği, bu ay ikincisi gerçekleşen “Yaşayan Basın” programımızda gazeteci yazar Yıldıray OĞUR’u ağırladık. Genel Müdür Yardımcımız Mustafa Canbey’in moderatörlüğü ve basın dünyasının duayen isimlerinden Yıldıray Oğur‘un katılımlarıyla birlikte “Darbe Dönemlerinde Basının Duruşu” konu başlıklı söyleşiye katılım oldukça yoğundu.

Eklenme: 10 Kasım 2016 - 08:06 / Son Güncelleme: 10 Kasım 2016 - 8:06

Haber Merkezi- Mehtap UĞUR (bik.gov.tr)- 09 Kasım 2016’da Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesinde gerçekleşen programa çok sayıda davetli katıldı. Canbey, takdim konuşmalarının ardından sözlerine şu şekilde başladı; “15 Temmuz öncesi medya ve 15 Temmuz sonrası medya denmesi gerekiyor. 15 Temmuz’da gerçekten hepimizin yüzünü ağartan olaylar oldu. Darbe dönemleri aslında 1913 yılında Bâb-ı Âli baskınıyla başlıyor.  1971, 1980 darbesi aralarda 22 Şubat, 28 Şubat olmak üzere birçok darbe ve darbe girişimi var. Bu Türk siyaseti ve basını için sıkıntılı bir durum.” diyen Canbey, konuğumuza yönettiği sorunun ardından mikrofonu gazeteci yazar Yıldıray Oğur’a bıraktı;

“Türk siyasal yapısında darbeleri düşündüğümüzde neden biz bunları yaşıyoruz, batı yaşamıyor ?”

“Türkiye darbe tarihine baktığımızda 1913’ten, 1807’den başlatılabilir” diyen Oğur, sözlerini şu şekilde sürdürdü;”  II.Mahmut’un tahta gelmesi, Vaka-i Hayriye, Nizami Cedit, Yeniçeriler ve 1856 Islahat Fermanı sonrası gayrimüslimlere hak verilmesi, 1859 Kuleli İsyanı gibi konuların üzerinde konuştuğumuz zaman hep aynı darbe mekanizması ortaya çıkıyor . Abdülaziz’in öldürülmesi, II.Abdülhamit’in tahta getirilmesi, Kanun-i Esasi’nin getirilmesi, Enver Paşa’nın çıkması, İttihat Terakki sonucu askerlerin dağa çıkmaya çalışması, 1913 Bâb-ı Âli baskını. Cumhuriyete kadar  sayabileceğimiz 10 darbe var. 1950’de ilginç bir şey yaşanıyor. Ordunun geri kalması üzerine askerler iktidarın değişmesini istiyorlar. Demokrat Partiye tepki olarak cuntalar ortaya çıkıyor.” İfadelerine yer verdi.

“Bu darbelerin karşısında toplumun ses çıkarması, darbecilerin en büyük kâbusudur.”

“Darbeciler hep bunun olmayacağı bir zemin yaratmaya çalışır. Üniversiteler, Kemalistler böyle bir darbenin müşterisi zaten.” Diyerek sözlerine başlayan Oğur, konuşmasının devamında şunları dile getirdi; “ Bu öğrenci olayları çok ilginç bir etki yaratıyor. Darbeyle ilgili istihbarat alıyorlar. İsmet Paşa’nın ‘Sizi ben bile kurtaramam’ sözlerinde de olduğu gibi, Demokrat Parti darbeyi engellemek için ipleri sıkmaya başlıyor. Yurtdışında, New York Times gezetesinde, gazetelerimizin kapatıldığı, otoriter rejim kurulduğu gibi yorumlar çıkıyor. 15 Temmuz’da da benzer şeyler çıkıyor.” diyen Oğur, sözlerini şu şekilde sürdürdü; “ 15 Temmuz’da bakılması gereken, geçen bir buçuk yılda her an bir darbe olabileceği. Yarın bir darbe olursa kimsenin şaşırmaması gerektiği gibi bir algı yönetimi, haber ağı görüyoruz. Özellikle Ocak ayından itibaren Türkiye’de darbe olabileceğiyle ilgili birçok haber çıkıyor. Yine de yüksek sesli tartışma yaşanmıyordu. Sadece 6 ay öncesindeki Amerika’ya baktığımızda sanki sözleşmişler gibi, eski büyükelçilerin yazdığı, askerlerin tekrar sahaya döndüğü, siyaset döneminin arttığı yazılar. Muhtemelen bu bir yerlerde konuşulmuş.” diyen Oğur, 1960’larda yapılan darbeyle alakalı Mayıs ayında New York Times gazetesinde yayınlanan bir makaleyi davetlilerle paylaşarak sözlerine devam etti;

“Türkiye’de Ulus Tehlikede”

“Mayıs ayında New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalenin başlığı bu. Güney Kore’ye darbeyle gelen başkanın bu makalede ne işi var ? Haberin içeriğinde buna hiçbir şekilde yer verilmemiş. “ diyen Oğur, 27 Mayıs darbesiyle ilgili ise Cumhuriyet Ve Milliyet gazetelerinde yayınlanmış olan birkaç haberi de yine davetlilerle paylaşarak konu hakkında analizler yaptı.

Yine bir başka kaynağın yayınlamış olduğu, “Eline taş bağlanan Uşak Valisi Ankara’ya getirildi.” başlıklı haberi de davetlilerle paylaşan Oğur, zamanında yayınlanmış olan bu haberle alakalı, bütün gazeteler ve medya organlarının bu haberle birlikte aynı şekilde eline taş bağlanmış vali haberleri diye yayınlandığını belirtti. Çeşitli kaynaklardan darbelerle alakalı makale ve medya haberleri örneklerini davetlilerle paylaşan Oğur daha sonra, Talat Aydemir’in başarısız olduğu ilk darbe girişimiyle alakalı kendisinde mevcut olan ses kaydını yine salondaki davetlilerle paylaşarak, konu hakkında analizler yaptı.

“12 Mart darbecilerinin ilk icraatı Afyon haşhaş üretimini bitirmek oldu” diyen Oğur, bu dönemle alakalı yaşananları bütün detaylarıyla davetlilere aktardı.

1980 Darbesi

“O dönemlerde Cumhuriyet gazetesi Talat Aydemir’i beğeniyordu” diyerek sözlerine başlayan Oğur, bunun gibi bazı yayın organlarının ‘Gözlerinde Mustafa Kemal’i gördüm’ ve ‘Ankara’da ihtilal dün sabah bastırıldı’ gibi başlıklarla yayına verildiğini aktardı.

12 Eylül Darbesi ile ilgili de,  The Times gazetesinin darbe olmadan önce yine aynı gün yayınlanan, ‘Türkiye’nin politik kaynar kazanı’ başlıklı haberi de davetlilerle paylaşan Oğur, 28 Şubat dönemine de değindikten sonra, 12 Mart Darbesiyle ilgili de yayınlanmış birçok somut örneği davetlilere sundu. Son olarak sözlerini 15 Temmuz Darbesine bağlayarak; “ Yeni bir tecrübe yok, Türkiyede eski olan darbecilerin TRT’ye girip, spikere askeri bildiriyi silah zoruyla okutmaları. Bunun işe yarayacağını düşündüler.” dedi.

“Darbecilerin hesaba katamadığı tek şey halk”

“15 Temmuz Darbesi, teknik olarak bu bizim atlattığımız ilk darbe’ diyen Oğur sözlerini şu şekilde sürdürdü; ‘Darbe bildiriminin Ankara temsilcilerine bağlanarak yapılması yanlış bir şey. Televizyoncular hafiften bir ortam yoklaması yaptı. Alt yazılar, TSK’dan açıklamalar gibi. Ama Genelkurmay  Başkanlığı’ndan bir açıklama değildi bu. Darbeciler de aslında tam olarak bunu yapmaya çalıştı. TRT’deki spiker de bildiriyi okumak zorunda kaldı. Ama ilk defa medya darbeye karşı net durdu. Darbecilerin hesaba katamadığı tek şey halk oldu. Üç dört kişinin öldürülmesiyle halkın kaçacağı düşünüldü. Halkın tankın önüne yatacağı hesaba katılmadı. İnşallah bundan sonra ülkemizde darbe olmaz” diyerek sözlerini tamamladı.

Mustafa Canbey de 15 Temmuz Darbesi ile ilgili düşüncelerini ve analizlerini paylaştıktan sonra, salonda bulunan katılımcılardan da gelen sorularla birlikte, yaklaşık bir buçuk saat süren program, Basın İlan Kurumu yayınlarından çıkan, “Basının Penceresinden Harbi Umumi ve Çanakkale” ve “Basın İlanlı Asrı Hayat” isimli prestij eserlerin de Yıldıray Oğur’a hediye edilmesinin ardından sona erdi.

BİK ve TYB İstanbul Şubesi’nin ortak yürüttüğü program, her ayın ikinci Perşembe günleri, saat 18.00’de, basın dünyasından usta isimlerle devam edecek.

Fotoğraflar : Veysel AVŞAR (bik.gov.tr)

Bu gönderiyi paylaş